• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/harman_der@hotmail.com
  HARMANALANI KÖYLÜLERİ KÜLTÜR VE SOSYAL YARDIMLAŞMA DERNEĞİ
Sponsorlarımız

Reklamlar

HARMANDER
Web tasarım ve Destek Ekibi 

Son Romantik Savaş: ÇANAKKALE

Son Romantik Savaş: ÇANAKKALE

Ey bugüne şahit olan Sarphisarlar
Ey kahraman Mehmet Çavuş Siperleri
Ey Mustafa Kemal'lerin aziz yeri
Ey toprağı kanlı dağlar, yanık yerler

Mehmet Emin Yurdakul 1915
19 Şubat 1915'te İtilaf devletlerinin donanmasının Çanakkale Boğazı'nın giriş yerlerini koruyan ilk mevzilere taarruzu ile Çanakkale
Savaşları başladı. 19 Şubat 1915'te başlayan deniz taarruzu, 18 Marttaki büyük saldırıya kadar sürdü ve düşman filolarının yarı yarıya erimesi ile sonuçlandı.

18 Marttan 25 Nisana kadar olan zaman, düşmanın oyalama hareketleri ile geçmiştir. 25 Nisanda önce yarımada ile Trakya arasındaki Saros
körfezine ve Boğaz ağzındaki Anadolu köşesine şaşırtma çıkartmaları yapılır. 25 Nisanda Rumeli tarafındaki giriş noktasında (Seddülbahir) çıkartma başlar. Bu çıkartma Ege denizine bakan Kabatepe ve Arıburnu kıyılarındaki çıkartmalarla hedefini belli eder.

Gelibolu savaşları, 25 Nisan 1915’te Anzak’ların karaya çıkmasıyla başlamıştır ve 9 Ocak 1916’da Seddülbahir’deki son güçlerin çekilmesiyle son
bulmuştur.
Mustafa Kemal, çıkartmaların başlamasıyla birlikte kendi cephesi olmadığı halde ani bir kararla emrindeki 57. alayı derhal Kocaçimen tepesine
getirir ancak bu tepeden çıkartma alanı olan Arıburnu görülmez. Bunun üzerine kendisi çok güçlüklerle Conkbayırı’na geçer. Buradan görülen manzara 261 rakımlı tepedeki gözcü askerlerin Conkbayırı’na kaçtıklarıdır. Gözcülerle Mustafa Kemal arasında şu diyalog geçer:

-Nereye gidiyorsunuz?
-Düşman geldi.
-Nerede?
(Elleriyle 261 rakımlı tepe yönünü gösterirler. Gerçekten de düşman tepeye serbestçe yaklaşmaktadır. Mustafa Kemal'in ise elinde kuvveti yoktur. Düşman ona, Kocaçimen'deki kendi askerlerinden daha yakındır. Derhal kararını verir ve bu kararı Mustafa Kemal'in kendisi, anılarında "bir mantıkî muhakeme veya sevki tabii" olarak adlandırır.) 

-Düşmandan kaçılmaz!
-Cephanemiz yok...
-Süngünüz var ya!

Bu askerler kendi birliklerinden değildir. Ama o derhal kumandayı ele alır. Süngü taktırır. Etraftan da bazı erler toplar. Hepsini yere yatırır. Bunların yere yattığını gören düşman da askerlerini yere yatırmış, mevzîye girmiştir. İşte Gelibolu topraklarının Batı kıyısında ilk mevziler böyle oluşur. Düşman duralamıştır. İki taraf da kritik dakikalar geçirir. İngilizler, belki yorgunluktan, belki de ayak bastıkları toprağı ve bu toprağın sakladığı sırları bilememekten yürüyüşlerine devam etmezler. Arkadan 57. Alay yetişir. Karaya çıkan düşman 8 taburdan fazladır. Mustafa Kemal'in elinde bu kadar kuvvet yoktur. Fakat derhal süngü taktırır. Sabah saat 10’da taarruz emrini vermiş ve taarruz başlamıştır. Taarruz emrini verirken söylediği “Size ben taarruz emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum... Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler ve başka kumandanlar alabilir...” sözü tarihe geçecek ve gerçek olacaktır. Kendisi Conkbayırı'ndan harekâtı idare eder. Sağ sol
birliklerle irtibatlar kurmaya çalışır. Taarruz ilerler. Netice şu oldu. Düşmana saldırıldı. Boğuşuldu. Düşman dayanamadı, geri çekildi. Sahile kadar gerileyenler oralarda tutunabildi. Arıburnu cephesi işte böyle açıldı. Churchill anılarında cepheyi şöyle anlatır “Türkler bu daracık geçit başında sıkı bir savunmaya girişmişlerdi. Canlarını veriyorlar, fakat vatanlarının toprağından bir karış bile vermiyorlardı.”

Peki ya 57. Alay ne oldu?
Bugün Avustralya Canberra’daki Ulusal Müzede Gelibolu salonları vardır. Müzeye girer girmez kapının hemen yanındaki onur köşesinde bir vitrin
vardır. Bütün dünya müzelerinde bir eşi daha olmayan bir şey vardır bu vitrinde. 57. Türk Alay Sancağı... Yerde bırakılmamış, bir ağaca dayalı olarak bulunmuş. Vitrinde Alayın öyküsünü öven bir dille anlatan yazı. Avustralyalılar bu sancağı kutsal bir eşya gibi müzelerinin baş köşesinde saklamaktadırlar. 57. Alay, o muharebede tüm erleri ve subaylarıyla geride kimse kalmamacasına şehit olmuştur.Gelibolu’daki bu savaş bir meydan savaşı değildir. Bir harekat savaşı da değildir. Bu savaş, daracık bir alanda yüzbinlerce insanın birbirine birkaç metre mesafede mevzileşip kucak kucağa, boğaz boğaza, boğuşması ve süngüleşmesidir. 8 ay 14 gün süren bu savaşın büyük bölümü bir kaç metre mesafedeki çok yakın siperler içinde geçmiştir. Bu savaşta toplam yaklaşık 400 bin zaiyat olmuştur. Muharebelerin şiddetini ve yoğunluğunu anlatabilmek mümkün değildir.

İngiliz güçleri komutanı Hamilton’un 10 Ağustos 1915’teki Conkbayırı muharebesi ile ilgili yazdığı raporun bir bölümü şöyledir:
“Çağımız biliminin hazırladığı bütün silahları ellerinden atarak, hasımlarımızla boğaz boğaza dövüşen erlerimizin yanına generaller de
katıldılar. General Cayley, General Cooper, General Baldwin bu dövüşte hayatlarını kaybettiler. Türkler birbiri ardına “Allah Allah” haykırışlarıyla
gerçekten pek yiğitçe saldırdılar, savaştılar. Bizim erlerimiz de ırkımıza has sebat ve metanetle dövüştüler ve oldukları yerde canlarını verdiler. Bu boğuşmayı yazı ile anlatmak olanaklı değildir.”

Albay Mustafa Kemal’in 14 Mayıs 1915’teki Bombasırtı muharebesiyle ilgili notları ise şöyledir:
“Bombasırtı olayı çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına, hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Bomba, kurşun, şarapnel yağmuru altında öleni görüyor, üç dakika içinde öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kur’an-ı Kerim okuyor, bilmeyenler ise Kelime-i şahadet getirerek ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren ve dünyanın hiç bir askerinde bulunmayan tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

İngilizlerin Çanakkale’deki başkomutanı General Hamilton’un neden geri çekildiklerini soran Savunma Bakanlığı’na yanıt mektubu:
İngiltere Harbiye Bakanlığına, Niçin geriye çekildiğimizi soruyorsunuz, bütün gerçeği tüm açıklığı ile size bildirmek isterim. Çok cesur muharebe eden ve en iyi sevk ve idare edilen Türk Ordusunun ve Albay Mustafa Kemal gibi dahi bir komutanın karşısında bulunuyoruz. Bunu hiçbir zaman unutmayalım.

General Hamilton Çanakkale İngiliz Başkumandanı 17 Ağustos 1915 Alan Moorehead’in Gelibolu kitabından bir alıntı:
“O genç ve dahi Türk şefinin o esnada orada bulunması, müttefikler bakımından, talihin en acı darbelerinden biridir.”

18 Mart Deniz Savaşı sırasında, Rumeli Mecidiye Tabyası'nda ayakta kalabilen tek top vardı onun da mermi kaldıran vinci bozulmuştu. Seyit Onbaşı büyük bir güçle 215 okkalık (275 kg) mermiyi iki kez kaldırarak namlunun ucuna sürmüş ve ikinci mermi ile İngiliz donanmasının komuta gemisi Ocean büyük bir yara almış ve batmıştı.Seyit Onbaşı 1918 sonbaharında köyüne döndü, sanatı olan ormancılık ve kömürcülüğe devam etti.

Demek istediğim, böyle günlerde bile, böyle bir adamı bile bu çeşit öldürüp ortalık duruldukta, yıllarca sonra mehtaba baktığın vakit üzüntü çekmemek için, ya insanlarda yürek dediğin taştan olacak, yahut da dehşetli namuslu olacak yüreğin, Kâzım'ınki taştan değildi çok şükür, fakat namuslu.
Ne malûm? dersen : Dövüştü pir aşkına, yaralandı birkaç kere ve saire. Ve kavga bittiği zaman ne çiftlik sahibi oldu, ne apartıman.Kavgadan önce Kartal'da bahçıvandı, kavgadan sonra Kartal'da bahçıvan...

Robert Rhodes James, “Gelibolu” isimli kitabında, 19 Mayıs 1915’te Türklerin bir saldırısının Anzak siperlerinden açılan yoğun makinalı tüfek ateşi ile durdurulduğundan söz ettikten sonra özetle şunları yazıyor:
“Siperlerin arasındaki boş alanda güneşin altında 3-4 bin kadar ölü ya da ölmek üzere olan Türk askeri yatıyordu. Ertesi gün kokmaya başlayan cesetlerin kokusu tüm siperleri kaplamıştı. Anzak siperlerinin önünde yatan yaralıların inlemelerine dayanamayan bir Anzak Albayı, eline aldığı bir Kızılhaç bayrağını sallamaya başladı. Türk siperlerinden de Kızılay bayrakları sallanmaya başlayınca ateş karşılıklı olarak hemen kesildi. General Walker siperden fırladı ve Türk subaylarıyla konuştu. Böylece 9 saatlik bir ateşkes sağlandı. Ölülerin gömülmesi gerekiyordu...”

Bu ateşkesin gerçekleşmesinde büyük emeği olan Aubrey Herbert’in ateşkes sırasında aldığı notlar şöyle:
“Buluşma yeri Kabatepe’ye yağmur altında sabah 6.30’da gittik. Durum çok feci ve üzücüydü. Miralay İzzettin saat 7.30’da geldi. Kısa boylu, hoş bir adamdı. Yanındaki subay bana kartını uzattı. Kartta Fransızca olarak “Ahmet Paşa’nın oğlu Arif. Heykeltraş, Ressam ve Şair” yazısı vardı. 
4000 kadar cesedin yattığı bölgedeki kokudan uzaklaşmak için yakın bir tepeye doğru yürüdük. Bir Türk sıhhiye eri yanımıza gelerek bana antiseptik bir bezi maske olarak kullanmam için verdi. Aşağıdaki görüntü gerçekten korkunçtu. Yanımda duran bir Türk yüzbaşı bana şöyle dedi:
“Bu görüntü karşısında en sakin insan vahşileşir, en vahşi insan da ağlar.”

Konuştuğum Türklerden birisi bana taze kazılmış mezarları göstererek “Bu politikadır” dedi. Ardından da cesetleri göstererek “Bu da diplomasidir. Tanrı biz zavallı askerleri korusun”

Saat 4 olmuştu. Türk askerleri benden emir almaya geldiler! Böyle bir şeyin, yani düşman askerlerinin bir düşman subayından emir almaları gibi
bir olayın başka bir yerde ve başka bir zamanda bir kez daha olduğunu ya da olabileceğini sanmıyorum. Bir ara baktığımda Türk erleri ile bizimkilerin el sıkıştıklarını ve birbirlerinin omuzlarına vurduklarını gördüm. Biraz sonra 10-12 Türk yanıma gelerek benim de elimi sıktı. Heyecanımı yenmeye çalışarak onlara ertesi gün bana ateş etmeye başlayacaklarını hatırlatınca samimi bir heyecan ve dehşet içinde “Tanrı korusun, size ateş etmeyeceğiz!” dediler. 

Ateşkesin sonlarına doğru Anzaklarla Türkler birbirlerine iyi şanslar dileyip vedalaşmaya başlamışlardı. Ben de dayanamadım, yanımdaki
Türkleri siperlerine kadar götürüp dışarı çıkmamalarını öğütledim ve vedalaştık.”

Ateşkesten sonra askerler siperlerine girerler ve muharebe yeniden başlar. Notlar şöyle devam ediyor:
“Her iki taraf ta kazanmak azmiyle ateşe devam ediyordu. Ancak şimdi eski vahşetin yerini karşılıklı saygı, garip bir arkadaşlık ve bazı
isimlendirilemeyen duygular almıştı. Anzaklar ateşin hafiflediği anlarda çok yakın olan Türk siperlerine sığır eti konservesi atıyorlardı. Bir keresinde karşı siperden Fransızca bir not geldi: “Sığır etimiz var, süt yollayınız” Türk siperlerinden de bizim askerlere sigara kutuları atılıyordu.”

Bir Anzak eri mektubunda şöyle diyor:“Artık Türklere düşmanlık duymuyoruz. Çünkü onlar da bizim gibi acı çekiyorlar. Onlara artık Johnny Türk diyoruz.”

Hemen hemen tüm Anzakların duyguları aynı idi. Ama savaş sürüyordu. İşte başka bir Anzak, er Gilder’in Avustralya’ya yazdığı mektuptan alıntı:
“Ne kadar ayrıntılı olursa olsun, ve hatta fotoğraflarla desteklensin, hiç bir anlatım Gelibolu’daki özel durumu açıklayamaz. Gelibolu’nun gerçekleri ancak orada savaşmış olanların anılarında saklı ve kilitlidir. Bu anılar insanların karşılıklı düşmanlık, dostluk, gırtlaklaşmak, kucaklaşmak gibi çapraşık ve zıt kavramlardan oluşan bir hazine birikimidir. Bu da insanın bir anlamda ölümsüzlüğe ulaşması demektir.”

Her ne şekil ve koşulda olursa olsun her fırsatta adam öldürmeyi bir başarı ve savaşın gereği sayan uygar devletlerin bu anlayışlarına ters düşen bir olayı “Gelibolu” kitabında Alan Moorehead şöyle anlatıyor:
“18 Mart 1915 Çanakkale Boğazı savaşında saat tam 13.45’te Fransız Bouvet zırhlısı müthiş bir gürültüyle patladı ve gemiden kesif bir duman
yükseldi. Gemi gittikçe hızlanarak yana yattı ve devrilip gözden kayboldu. Bu gemi tanıklara göre cephaneliğine aldığı isabet yüzünden hızla batmıştı ve 643 mürettebat gemiyle birlikte sulara gömüldü. Bu nedenle Bouvet’in yardımına koşan 2 Fransız gemisi sadece deniz üzerinde kalabilen mürettebatın az bir kısmını kurtarabilmişti. Türk tabyaları insani duygular içinde yardıma koşan bu gemilere ateş açmadı ve bütün Türk bataryaları son mürettebat sudan çıkarılana kadar sustular.”

Alan Moorehead şöyle devam ediyor:
“17 Nisan 1915 günü, güneş battıktan az sonra bir İngiliz denizaltısının körfezde su yüzüne çıktığı görüldü. Bu denizaltı boğazda ilerlerken kuvvetli bir anafora yakalanıp sürüklenerek karaya oturmuştu. Denizaltı Türklerin eline geçmemesi için torpillendi. Mürettebat kendini kurtarmak için denize atlamıştı. Kıyılardaki Türk askerleri ateş açmak yerine denize atlayarak boğulmakta olan gemicileri kurtarmaya çalıştılar.”
 
Aynı olayla ilgili olarak o zamanlar ABD İstanbul Büyükelçisi olan Lewis Einstein, “Türkler fevkalade insani davranıyorlar” diyerek şunları yazmıştır:
“Esir İngiliz denizaltıcılar Çanakkale’deki hastaneye ıslak elbiseleriyle titreye titreye getirilir getirilmez hastanedeki Türk yaralıları onlara misafir muamelesi yapmaya başladılar. Ellerinde neleri varsa, ısrarla hatta zorla bu esir askerlere veriyorlar, şekerler ikram ediyorlar, sigaralarını paylaşıyorlardı.”

23 Nisan 1915 günü Conkbayırında Türkler ve Birleşik Kuvvetler arasında korkunç siper savaşları oluyor. Siperler arasında 8-10 m. mesafe var.
Süngü hucumundan sonra savaşa ara verildi. Askerler siperlerine çekildi. Yaralılar ve ölüler toplanıyor. İki siper arasında açıkta ağır yaralı ve bir
bacağı kopmak üzere olan İngiliz Yüzbaşı avazı çıktığı kadar bağırıyor, ağlıyor, kurtarın diye yalvarıyordu. Ancak hiçbir siperden kimse çıkıp yardım edemiyor. Çünkü en küçük bir kıpırdanışta yüzlerce kurşun yağıyordu. Bu sırada akıl almaz bir olay oldu. Türk siperlerinden beyaz bir iç çamaşırı sallandı. Arkasından arslan yapılı bir Türk askeri silahsız siperden çıktı. Hepimiz donup kaldık. Kimse nefes alamıyor, ona bakıyorduk. Asker yavaş adımlarla yürüyor siperdekiler kendisine nişan almış bekliyordu. Asker yaralı İngiliz subayını okşar gibi yerden kucakladı, kolunu omuzuna attı ve bizim siperlere doğru yürümeye başladı. Yaralıyı usulca yere bırakıp geldiği gibi kendi siperlerine döndü. Teşekkür bile edemedik. Savaş alanlarında günlerce bu kahraman Türk askerinin cesareti güzelliği ve insan sevgisi konuşuldu. Dünyanın en yürekli ve
kahraman askeri Mehmetciğe derin sevgi ve saygılar. 

Üsteğmen Cosey (Sonradan Avustralya Genel Valisi olmuştur) Canberra’daki Ulusal Müzede bir başka vitrin daha. İçinde bir paket Türk sigarası. Birinci nev’i zıvanalı... Gırtlak gırtlağa dövüştükten sonra ateş azalınca Türk siperlerinden sigarası olmayan Anzak erlerine atılan kutu. Üzerinde sevgi ve övgü dolu sözler.

Başka bir köşede delik deşik olmuş eski bir top, altında açıklaması:
“Türkler bu topu gördükleri lüzum üzerine Kafkasya cephesinden Kanal cephesine göndermişler, orada uzun zaman kullanmışlar, sonra topu
Çanakkale’ye sevk etmişler. Gelibolu’da top başında bulunan tüm askerler öldükten sonra 20. Süvari Birliğimiz tarafından Çanakkale’den Avustralya’ya getirilmiştir. Bu kahraman esir top, Türk topçusunun mertliğini, kahramanlığını ve nişancılığının derecesini gösteren demirden bir şahittir.”

Necip Arıduru’dan alıntı:
“Bilir misiniz ki, bizim Gelibolu, okyanuslar ötesinde, Avustralya’da, Yeni Zelanda’da yaşamaktadır. Her adımda bir Gelibolu kulübü, her adımda bir Gelibolu derneği. Bir tabela: Gelibolu çocukları. Bunlardan birinin kapısından girdiğinizde Atatürk’le karşılaşırsınız. Büyük boyda üniformalı bir fotoğrafı. Bu üniformalı fotoğrafın öyküsü de hoştur:

Anzaklar, hayran oldukları Mustafa Kemal’den açacakları kulüpler için yüzlerce fotoğraf isterler. Atatürk de bu işin yürütülmesini o zamanın
hariciye vekili Tevfik Rüştü Aras’a verir. Böylece Avustralya ve Yeni Zelanda’ya Atatürk’ün de çok sevdiği Esat Tengizman’ın çektiği 250 fotoğrafı
gönderilir. Bu fotoğraflar sivildir. 15 gün sonra Anzaklar’dan telgraf gelir: Gönderdiğiniz resimleri çok beğendik, teşekkür ederiz. Ama biz Çanakkale’de bizi durduran adamın resmini istemiştik. Yani üniformalı bir subay resmi. Bu isteğimizde ısrarlıyız. İmza: Gelibolu Çocukları. Bunun üzerine Atatürk okyanusun ötesindeki eski düşmanlarına yüzlerce üniformalı fotoğrafını gönderir.”

Tarihin hiç bir devrinde iki düşman arasında böyle insanca bir diyalog yoktur. Çanakkale Türklerle Anzakları birleştirmişti. Hele bir Çanakkale yıldönümünde Atatürk’ün dönemin içişleri bakanı Şükrü Kaya’ya not ettirdiği sözler Anzakları çok etkilemişti:

“Sen çok daha başka konuşacaksın, bütün dünyaya hitap edercesine konuşacaksın. Orada, Çanakkale’de yalnız bizim şehitlerimizi değil, bu
topraklar üzerinde can veren diğer insanları da, o kahraman muharipleri de saygıyla anacaksın.”

Sonra Anzaklara şöyle seslendi Gazi Mustafa Kemal:
Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken İngiliz, Fransız, Avustralyalı, Yeni Zelandalı, Hintli kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yanyana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.

BROKEN HILL OLAYI
1914’ün kasım ayında İngiltere ve  müttefikleri Osmanlı İmparatorluğuna savaş açtı. Britanya İmparatorluğu, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın  Anzak birliklerini de savaşa çağırdı. Bunun üzerine kıtanın dört bir yanına gençleri cepheye davet eden afişler asıldı.

1914 yılı sonunda on binlerce anzak gemilere doluşup yola koyuldular. Hiç bilmedikleri bir ülkeye, hiç tanımadıkları yaşıtları ile savaşa gidiyorlardı. İşte o günlerde Osmanlı padişahı ve Halife Sultan Reşat, imparatorluğa savaş açan düşmanlara karşı dünyanın her yanındaki Müslümanlara cihat çağrısı yaptı. Bu çağrı okyanuslar aşarak, Avustralya’da yaşayan iki Müslüman’a kadar ulaştı ve feci bir katliama yol açtı. 1915 yılının ilk günü bir cuma idi. O gün Afgan kökenli iki Müslüman, halifenin çağrısına uyup Avustralya’ya cihat kararı aldılar. Biri 40 yaşlarındaki Gül Badsha Muhammed’di. Diğeri ise 60 yaşındaki Molla Abdullah. Avustralya’ya İngiliz Hindistan’ının kuzeybatısından yani bugünkü Pakistan’dan yıllar önce göçmüşlerdi. Molla Abdullah ‘helal’ et satan bir kasap dükkanı açmış, Gül Muhammet ise dondurma satıcılığına soyunmuştu. Yaşadıkları yer, Avustralya’nın maden bölgesiydi.

Genç Avustralyalıların yola çıktığı günlerde, onlar da savaş hazırlığına giriştiler. Gül’ün dondurma tezgahının kırmızı kumaşından bir Osmanlı bayrağı hazırladılar. Fişekliklerini boyunlarına asıp, bir dua kitapçığını göğüslerine yerleştirdiler ve Broken Hill kasabasının 4 kilometre dışında, savaşa sevk edilen askerleri taşıyan trenin geçeceği yola pusu kurdular.

Sabah saat 10.00 da kalkan tren az sonra ufukta belirdi. Trendekilerden bir kısmı uzaktan ay yıldızlı bayrağı gördüler. Sonra da üzerlerine dom dom kurşunu yağmaya başladı. Bunlar 1.Dünya Savaşı’nın Avustralya’daki ilk kurşunlarıydı. Birkaç dakika içinde biri kadın biri erkek 2 sivil ölmüş, 3’ü kadın, biri genç kız, 2’si erkek, biri 14 yaşında bir delikanlı olmak üzere toplam 7 kişi de yaralanmıştı. Üstelik bu insanların hiçbiri savaşa giden askerler değildi. Tren yeni yıl kutlaması için Broken Hill’den Silverton’a pikniğe giden 1.200 sivili taşıyordu.
Silah sesleri üzerine tren durdu, saldırganlar kaçmıştı. Olay yerine gelen polis ekipleri iki saldırgan için bir sürek avı başlattılar. Bir süre sonra iki Afganlı kasabanın batı eteklerindeki alçak tepeliklerde kuşatıldı. Çatışma tam üç saat sürdü. Saat 13.00 ‘de Molla Abdullah bir sivilin tüfeğinden ateşlenen kurşunla can verdi. Gül Muhammed ise açılan ateşte yaralandı ve kaldırıldığı Broken Hill hastanesinde öldü.
Olay yerinde yapılan incelemelerde iki saldırganın orada karalayıp bıraktıkları iki not bulundu. Muhammed’in bıraktığı notta: “Bunu yaptık, çünkü
sizin halkınız benim ülkemle savaşıyor" diye yazıyordu.Osmanlı tebaası herkes Türk sanıldığından ve saldırganlar Türk bayrağı taşıdıkları için olay, ertesi günkü gazetelerin manşetine,’2 Türk’ün katliam ateşi’ başlığıyla yerleşti.

Olaydan sonra yükselen milliyetçi duygular, çok sayıda gencin savaşmak üzere orduya katılmasına neden oldu.

  
3936 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Hava Durumu
Döviz - Altın
altınaltın fiyatları
Son Dakika



















Yerel Haberler

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam32
Toplam Ziyaret74252
Neredeyiz